Ellerine masum kanı bulaşmış zalimlerin artık dünya tarafından hesaba çekilmesinin vakti gelmedi mi? Yaptıkları bu vahşet karşılıksız ve cezasız mı kalacak?
Düşünelim ki, 17 yaşında, gençliğinin baharında, tertemiz yüzlü Esma bizim kız kardeşimiz… Gasp edilmiş hakları için çıktığı meydanda öğle vakti keskin bir nişancı tarafından vuruldu. Kardeşimizin bundan sonraki mutluluklarını, heyecanlarını görmeyeceğiz. Onun bir gelecek kurmasına şahit olamayacağız. Başarılarını takdir edemeyecek, üzüntülerini paylaşarak azaltamayacağız. Çünkü o, bir zalim kör kurşunun hedefi oldu…
Beşşar Esed’in kimyasal silahının hedefinin bizim bakmaya doyamadığımız, dokunmaya kıyamadığımız ve her türlü kötülükten esirgemeye çalıştığımız minik yavrumuz olduğunu düşünelim. Ve biz bir gün, o zalimin gözünü bürümüş hırsının kurbanı olan yavrumuzun yere yığılıp nefes almaya çalıştığını, acı acı can çekiştiğini görüyoruz. Bir şeyler yapmak istiyoruz ancak, elimiz kolumuz bağlı, artık yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Onu kurtaramıyoruz, ellerimizden kayıp gidiyor adetâ. Yavrumuz son nefeslerini almaya çalışacak ve sonunda ruhu o ufacık bedenini terk edecek…
Ya açlığın ve yokluğun mağdur ettiği insanların oluşturduğu ekmek kuyruğuna atılan bombayla şehit olan babalar… “Baba ne olur uyan” diyen çocuklar… Bir gün bize bunların hesabını sorduklarında, onlara cevap verebilecek miyiz? “Neredeydiniz? Babam, benim ve kardeşlerimin karnını doyurabilmek için girdiği ekmek kuyruğunda öldürülürken neden sustunuz? Benim yetim kalmama neden göz yumdunuz?” dediğinde, ona ne cevap vereceğiz?
Belkide yaşadığımız yerlerde bizlere silahlar doğrultulmadı veya doğrultulmuyor, çatıların üzerine keskin nişancılar konuşlanmıyor. Bu yüzden bugün bizler birlik olup dünyada insanlığı diriltelim. İnsanlık için vahşete bizler de dur diyelim! Akıtılan kana ve yapılan katliamlara karşı seslerimizi duyuralım!
Gelin, gücün ve güçlünün egemen olduğu mevcut dünya düzenini reddedip, insanlığın ve adâletin hâkim olduğu bir düzeni beraber inşâ edelim.