Yaşama Hakkı ve Türkiye’de ki Uygulamalar

“BS/UC KONFERANSLARI” kapsamında 20 Kasım 2015 tarihinde Türkiye İnsan Hakları Kurumu 2. Başkanı Sayın Aydın BİNGÖL derneğimize konuk oldu. “Yaşama Hakkı ve Türkiye’deki Uygulamaları” ana tema olmak üzere Sayın Bingöl konuşmalarında; devletin insan hakları alanındaki rolüne, insan hakları mücadelesinin doğuşuna ve tarihsel gelişimine, İslam Tarihinin konuya yaklaşımına, devletin sınırlılıklarına, AİHS ve istatistiklerine, konuyla ilgili olarak Mustafa İslamoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Jean Jacques Rouesseau, Thomas Hobbes, Aliya İzzetbegoviç gibi isimlerin akademik çalışmalarına, ötekileştirmeye ve ötekileştirmenin sonuçlarına, yüzleşilmesi gereken hususlara, İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin insan hakları mücadelesine ve dernek olarak izlememiz gereken yol haritasına değinmiştir.

Sayın Bingöl’ün konuşmasında dikkat çektiği hususları ve önemli sözleri şu şekilde sıralayabiliriz:

– Devletin insan hakları alanındaki rolü “tanımak”tır.

– “Krallar tanrı adına hareket edemez!” sözünün geçerlilik kazanmasıyla birlikte devletin meşruiyet kaynağı “aşkın bir güç”ten “millete” geçmiştir.

– İnsan Suresi 8. ayet: “Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.”

– İslam Tarihi bir taraftan hak temelli yaşayış tarihi iken diğer taraftan hak ihlallerinin olduğu tarihtir.

– Alevi ve Kürt Meseleleriyle toplum ve devlet olarak yüzleşmeliyiz.

– İmam-ı Azam Ebu Hanife İslam tarihinde insan hakları mücadelesi veren yegane(az sayıda desek daha iyi olur sanki) insanlardan birisidir. Devrinde zındık diye anılsa da günümüzün bakış açısıyla en büyük insan hakları aktivistlerinden birisidir.” “Kadın 18 yaşına geldiğinde istediğiyle evlenmelidir” şeklinde devrim niteliğindeki sözle kadınlara verdiği değer ortadadır. Yine “Zalim bir hükümdarın yüzüne hatasını söylemek 17 defa hacca gitmek gibidir.” diyerek insan hakları ihlallerine karşı direnme hakkına vurgu yapar. Ebu Hanife’nin vasiyeti de fetih politikalarına karşı en sert cevap niteliğindedir. “ Beni gasp edilmemiş toprak parçasına gömün.”

– “Dünyada var olan insan hakları emperyalizmi, bizi insan hakları yolunda verdiğimiz mücadeleden geri çevirmemeli!” diyen Sayın Bingöl, demokrasi ve insan haklarına verilmesi gereken öneme işaret etmiştir.

– “Demokrasinin Batının Doğuyu dizayn etme enstrümanı olması, insan haklarını savunmamızı engellemez.” diyen Bingöl  “Bugün kendi ulusal menfaatleri için insan haklarını ihlal etmeyen hiçbir devlet yoktur.” diyerek tüm devletleri ihlallere karşı uyarmıştır.

– Bölünme korkusu insan haklarının korunmasında bizlere engel oluşturmamalıdır. Bugün bölünme korkusu da dâhil her konu konuşulabilmelidir. Zaten bu konu konuşulmadığı için bugün bu tehlikeyle karşı karşıya değil miyiz?

– İki şeyle yüzleşmemiz gerekmektedir.

1-      Devlet ve algısıyla yüzleşmek

2-      Toplumun kadın sorununu çözmesi gerek.

– Müslümanlar konuşmaya başlayınca en çok kullandıkları kavram “adalettir”. Peki, adalet nasıl tecelli edecek sorusuna Sayın Bingöl ötekileştirmemekle yanıtını vermektedir. “Bunun için bir Müslüman mutlaka Alevi ve Ermenilerin haklarını savunmalıdır. Savunmalıdır ki bugün Paris olayları sonrası İslam’la terörizmi birlikte ananların yüzü kızarsın. İslam’ın öteki yüzüyle mutlaka yüzleşmek gerekmektedir. Herkesi ve her olguyu eleştirebilmek gerekmektedir.”

– Coğrafyamızda “hak temelli bakışın” yerleşmesi gerektiği ifade edildi.

– Yöresinde “ Af edersiniz Ermeni” denilmesinin sakıncalarına değindi.

– Berkin Elvan’ın ölümüne “ O bir çocuktur” diyerek başlamak gerekir. İşte bu bir erdemdir!

– Ulus devlet inşasında devleti inşa ederken milletin de “Türk, Sünni, Hanefi ve Seküler” şeklinde tanımlanmasının yanlışlığına vurgu yaptı. Eğer böyle tanımlarsanız ötekiyle savaş kaçınılmazdır denildi.

– Sivas ve Başbağlar katliamlarına işaret eden Sayın Bingöl “Toplumun tüm kesimlerinin haklarına sahip çıkmak erdemdir.” dedi.

– Sayın Bingöl, Aliya İzzetbegoviç’in “Biz bize yapılanı eğer karşı tarafa yaparsak onlardan bir farkımız kalmaz” sözleriyle merhametin, Sadi Şirazi’nin “Baştanbaşa bütün dünya bir damla kanın yere düşmesine değmez.” ifadeleriyle insan onurunun önemine değindi.

– Dindar insanların bugün kendi rejimlerini en iyi demokraside yaşayabilecekleri ifade edildi.

Sayın Aydın konuşmasına Maide suresinin 32. ayetinde geçen “Bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur.” ayetiyle son verdi.