ARTIK YETER!
Bu BM ve AB ’nin izlediği kaçıncı insanlık suçu?
Başparmağımızı avucumuzun içine alarak, dört parmağımızı göğe doğrultup dünyaya meydan okuduğumuz Rabia işaretinin anlamı sadece Arapçadaki “dördüncü” kelimesiyle eş anlamlı değildir. Rabia aynı zamanda dört ilahî kitap demektir! “Adil olacaksın, adaletin yayılması için çalışacaksın. Öldürmeyeceksin, öldürülmesine de asla izin vermeyeceksin” evrensel mesajlarının eyleme dönüşmesi için indirilen dört kutsal kitap…
Yıllardır mazlumlar öldürülüyor, dünyanın geri kalanı susuyor.
Filistin, Bosna, Irak, Afganistan, Arakan, Libya, Mali, Suriye, Mısır ve daha nicesi… Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği daha kaç zalimin zulmüne sessiz kalacak?
Birleşmiş Milletler olarak gönderdiğiniz heyet Şam’da iken Beşşar Esed kimyasal silahla yaklaşık 1300 insanı öldürdü. Çünkü Mısır’da, dünyanın gözleri önünde ordu, milletin iradesine rağmen seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini elinden alıp, hapsederken, darbeye bile darbe diyemeyen sizler, Esed’e bugün yapılan vahşetin cesaretini verdiniz. Daha önce sustunuz, yine susuyorsunuz ve hep susacağınızı bildikleri için göz göre göre katliam yapmaktan çekinmiyorlar. Çünkü darbeye darbe diyemeyenler, katliama da katliam diyemiyor, demiyor!
Ancak sadece, varsa, birazcık kaldıysa insanlığınızın, vicdanınızın sesini dinleyin! Bir tepki gösterin, kınama içeren bir açıklama yapın.
Tüm dünya karşılarında olsa, cesaret edebilir miydi zalimler vahşete?
Peki, insanlığınıza dönebilmeniz için daha kaç yüz bin insanın ölmesi gerekiyor?
Yoksa bu vahşetler Müslümanlara yapıldığı için mi bu kadar umursamazsınız?
Bunlar Batılı insanlara yapılsaydı da aynı umursamazlık örneğini gösterecek miydiniz?
Bizim inancımızda bir insanın ölümü, insanlığın ölümü demektir. Bakın, bir Müslüman demiyoruz! Bir Hıristiyan, Yahudi, Budist vs. de demiyoruz. Rengi, dini, dili ne olursa olsun, eğer dünyanın herhangi bir yerinde bir insan öldürülmüşse, insanlık da ölmüştür. Fazla geriye gitmemize gerek yok! Son bir yılda Arakan’da, Filistin’de, Suriye’de, son iki ayda ise Mısır’da insanlık yüz binlerce kez ölmüştür!
Peki her fırsatta andığınız insan hakları nerede? Onlar Suriye’deki veya Mısır’daki insanlar için geçerli değil mi? Ya da şöyle soralım: söz konusu Müslümanlar olduğunda, insan hakları geçerliliğini mi yitiriyor?
Hani şu BM olarak Haziran 1948’de yayınladığınız “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” var ya, işte onun üçüncü maddesinde şöyle söylenmiş:
”Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır.”
Hani Mısırlıların, Suriyelilerin yaşama hakkı? Onların hürriyet ve kişi emniyeti nerede?
Aynı beyannamenin dokuzuncu maddesi ne diyor peki:
“Hiç kimse keyfi olarak tutuklanamaz, alıkonulamaz veya sürülemez.”
Mısır’ın seçilmiş ve meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin alıkonulmasına neden sessiz kaldınız?
Bizim için artık Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, hiç bir fonksiyonu olmayan bir oluşumdan ibarettir. BM ve AB zulümlere engel olmak, dünya üzerindeki milyarlarca insanın yaşam, hürriyet ve kişi emniyetini sağlamak bir kenara, bu haklara edilen tecavüzlere dahi sesini çıkaramayan kuruluşlar.
Bundan böyle, şimdiye kadar vahşetlere sessiz kalan hiç bir Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği üyesi ülke, insan haklarından, demokrasiden ve eşitlikten bahsetmesin! Çünkü biz artık gayet iyi kavradık ki, bu haklar sadece batılılar için geçerli. Dünyanın geri kalanına, özellikle de Müslümanlara karşı insanlık suçu işlenmiş, ne gam…
İşte bu yüzden, Mısır’daki darbeyi, Suriye’deki vahşeti ve daha nice coğrafyada işlenen insanlık suçlarını kınayamayan Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’ni KINIYORUZ!
Biz gücün ve güçlünün egemen olduğu mevcut dünya düzenini reddediyor, insanlığın ve adaletin hâkim olduğu bir düzen inşa ediyoruz.
Ey kendini dünyanın en güçlü şahsiyetleri kabul eden insanlar; siz, sözde gücünüzün, hırslarınızın, petrolün, yeraltı ve yerüstü zenginliklerin, paranın, toprak parçalarının, kulu ve esirisiniz. Ancak zalimce ve vahşîce öldürülen o insanlar hiç olmadıkları ve olamayacakları kadar özgürler!